Dava Şartları
- Ocak 27, 2026
Türk Dili Kurumu tarafından hazırlanan sözlükte, dava “korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurma” olarak tanımlanmaktadır. Dava, hakkının ihlal edildiğini düşünen kişice hakkın korunmaya alınmasını yargı organlarından isteme aracıdır. Devlet Organları kişilerin haklarını bazen “hakem” sıfatıyla, bazen de “kamu adına kendi kurduğu makamlar” eliyle korumaktadır.
(1982) Anayasa’sının “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı (36)’ncı maddesinde “herkes(in), meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma 1 hakkına sahip” olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda, meşru vasıta ve yollardan yararlanamayan ilgililerinin ihtilafları yargı makamları önüne götürebilmeleri mümkün değildir. Meşru vasıta ve yollar ifadesi hukuk düzeni içinde yer alan “dava” ve “usulleri” anlatmaktadır. Meşru ifadesi “hukuk kuralları” içinde kalan “araç ve yollardır”. Anayasa, “vasıta(dava)” ve “yol(usul)” ile yargılamanın başlamasına ilişkin süreci tanımlamaktadır. Hukuk düzenine uygun bir şekilde başlayan süreç “adil yargılanma” ve “sav ve savunmada bulunma”, kişiye tanınan hakları kullanılabilir hale getirmektedir. Adil yargılanmanın sağlanması, sav ve savunmada bulunabilme tarafların hak aramasını dolayısıyla doğması muhtemel ihtilafın “esasını” korumakta, teminat altına almaktadır. Davacının, uygun dava modeli ve usulüyle yargılama sürecini başlatması davalının gereksiz talepler ile uğraşmasını önlemekte, davacının karşılığı olmayan yargılama masrafı yapmasının önüne geçmekte ayrıca mahkemenin de yargılama yükünü azaltmaktadır.
Kişinin, yargı makamları önünde ihlal edildiğini iddia ettiği hakkının korunmasını istemesi temel hak olarak düzenlenmiştir. (1982) Anayasa’nın (142)’nci maddesinde “mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir” ifadesi yer almaktadır. Bu madde, hak arama hürriyetinin kullanılmasını sağlayan yargı organlarının “görev, yetki ve işleyişinin” kanun ile düzenlenmesi gerektiğini hüküm altına alarak kişilerin hakkını güvence altına almıştır. Mahkemelerin görev, yetki ve işleyişi az önce değinilen “meşru vasıta ve yolları” anlatmaktadır. Davacının korunmasını istediği “hak” ve “onun yargı önüne” götürülmesini sağlayan “dava hakkı” birbirinden farklıdır. “İtiraza ve inkâra uğramadan istimal olunan bir hak ile muhalefetle karşılaştığı takdirde hakkın tanınması ve icabı halinde muhtevasının zorla yerine getirilmesi için adli makamlara
1 Anayasanın (36)’ncı maddede (4709) sayılı Kanun ile yapılan değişik ile metne “adil yargılanma hakkı” eklenmiştir. Maddenin teklif gerekçesi “(b)u değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dâhil edilmekte” olduğudur.
müracaat hususunda hak sahibinin haiz olduğu ve bizatihi hakkın mahiyetinde mündemiç bulunan selâhiyet, doğrudan doğruya dava hakkını teşkil etmektedir. Yani, davacı dava ikame etmekle ihlale veya inkâra uğramış hakkın mevcudiyetini iddia etmeli ve davasını böyle bir iddiaya istinat ettirmelidir 2 ”. Dava hakkı, korunması istenen örneğin, mülkiyet hakkının ihlali veya ihlal edileceği iddiasından sonra ortaya çıkmıştır. Bu sebeple dava hakkının zamanında veya usulüne uygun kullanılması korunması istenilen hakkın özü ve onun korunması için
yargı önüne götürme hakkı birbirinden farklıdır. Hakkın esasının Devlet eliyle korunabilmesi hukuka uygun olarak başlatılmış yargı süreci ile mümkün kılınmıştır.
Anayasanın (36) ve (142)’nci maddelerinin birlikte yorumu ile dava edebilme imkânı herkese ait olduğu halde, dava hakkı veya hukuki himaye talebi sadece yargılama şartlarını gerçekleştirene aittir. “Dava hakkının varlığı konusunda mutlaka subjektif bir hakkın varlığı aranmaktadır. Haktan soyulmuş bir dava hakkı düşünülemez 3 ”. Bu bağlamda, Medeni Usul Hukukunu daha ziyade ilgilendiren tartışmalarda “kimi hallerde hak olmadan da” dava açılmasının mümkün olduğu, bu nedenle dava açma hakkı yerine “hukuki himaye talebinin”
kullanılması gerektiği belirtilmektedir 4 .
İdari Yargı önünde iptal veya tam yargı davasının açılabilmesi şartlarından bir tanesi ehliyetin bulunmasının yanında idari işlemin bir hakkı veya menfaati, idari eylemin de hakkı ihlal etmesi gerekmektedir. Esası özel hukuka dayalı uyuşmazlıklar Medeni Usul Hukuku ile idari işlemin hukuka uygunluğunu denetleyen, kamunun yararı ile özel yararın dengesini sağlayan İdari Yargı kurallarının farklılık göstermesi doğaldır. Medeni Usul Hukukunun tam olarak İdari Yargılama Usulüne uyarlanması mümkün olmayabilir. Bu bakımdan, yargı yerinin, önüne gelen davanın esasına ilişkin karar verebilmesi için davacıda, ihtilafın esasında bulunması veya bulunmamasını aradığı kamu düzenine ilişkin unsurlara “dava şartları” denilmektedir. “Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında incelemede bulunabilmesi için gerekli şartlardır” 5 . Buna, “davanın dinlenilmesi”(esasının) şartları adı da verilmektedir 6 . Görüleceği üzere, dava şartları uyuşmazlığın esastan çözüme kavuşturulması için öncelikle yargılamanın başında ve çoğu
2 İlhan E. Postacıoğlu, “Dava Teorisi Üzerinde Bazı Mülâhazalar”, s. 742.
3 Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul, 2000, C. I-II, s. 268.
4 A.e.
5 Baki Kuru, “Dava Şartları”, Ord.Prof.Dr. Sabri Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, Ankara,
1964, s. 110.
6 Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Alfa Yayınevi, İstanbul, 1990, 5. Bası, C. I, s. 876.
zaman da devamında bulunması gereken hallerdir. Dava şartları yargılama sürecini başlatan, devam ettiren, mahkemeye başvuru hakkını tanımlayan, mahkemenin görevini düzenleyen halleri kapsamakta, meşru vasıta ve yolların kullanılarak yargılamanın usulüne uygun başlama ve devamını sağlamaktadır. Dava şartları, uyuşmazlığın esasının görüşülmesine engel olan diğer usul hukuk hükümleri (örneğin zamanaşımı gibi) ile karıştırılmamalıdır.
Dava şartları “kamu düzenini ilgilendirdiğinden” davanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden göz önüne alınmakta, uyuşmazlığın esastan sonlandırabilmesi için “mutlaka” olması veya olmaması gerekenleri ifade ettiğinden, bu şartlar konusunda tarafların beyanları veya karşılıklı rıza göstermeleri, anlaşmaları mahkemeyi bağlamamaktadır.

